8 Şubat 2014 Cumartesi

MEHMET AKİF ve ASIMIN NESLİ

http://www.ofhavadis.com/mehmet-akif-ve-asimin-nesli-makale,830.html
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

            Sezai Karakoç,  ‘Büyük insanların ölümleri bir bakıma doğuşlarıdır.’  der. Lise yıllarında ezberlediğimiz Akif cennet mekân Çanakkale şehitlerine yazdığı şiiri Arabistan’ın Necid çöllerinde kaleme aldığını düşününce insan bir o kadar daha hayretlere düşüyor. Hiç Çanakkale boğaz harbini görmeden gıyabında Çanakkale şiirini kaleme alabilmek, orada olanları yaşarcasına tasvir etmek…
            Akif cennet mekânının diğer şiirlerde olduğu gibi Çanakkale şiirinde de bahsettiği bir hayali kahramanı tasavvur edilen bir gençlik portesi Asım’ı vardır. Peki, kimdir bu asım?
1.si Bedir Kahramanı Asım Bin Sabit
            Asım Bin Sabit bedir kahramanı, şanlı süvari, peygamber fedaisi Reci vakasında gözü dönmüş, oklarla kuşanmış hüzeyl kabilesi teslim olun size bir şey yapmayacağım der Asım ve arkadaşlarına Asım Müslüman kâfire teslim olmaz mümin izzetle ölmeyi zilletle yaşamaya tercih eder der. Kâfirle savaşır ve teker teker asım ve arkadaşları şehit edilir sıra Asıma gelince teslim ol sana bir şey yapmayacağız derler. Asım teslim olmaz çünkü asımın bir nezri (Adak, Dilek) vardır.
            Bedirde müthiş savaşan bu peygamber fedaisi düşmana öyle korku salmış ki müşrikler asımın başına ödül koymuş ve kafatasıyla şarap içmeye yemin etmişlerdi ve asım bunu biliyordu. Asım şehit edilince müşrikler yanına sokulunca mübarek cesedi eşek arılarıyla sarılı görürler ve asımın o mübarek na’şına erişemezler ve tekrar tekrar erişmek isterler ama dokunamazlar geceyi beklerler gece bir yağmur yağmurun oluşturduğu sel Asımın na’şı Allah tarafından kimsenin bilmediği bir meçhule doğru akar gider.
            Mesele Hz. Ömer’e getirildiğinde Hz. Ömer şöyle der asımın nezri (Adak, Dilek) şuydu Allah’ım ben senin yolunda mücadele edeceğim ama benim cesedime müşrikilerin eli değmesin der.
 Akif cennet makanın dediği gibi
 Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

2. si Asımın nesli Ömer Bin Abdülaziz.

Hz. Ömer’in büyük oğlu sünnete bağlılık dendiği zaman akla ilk o gelirdi. Zühdü, takvası, ibadet ü taati, inceliği ve sünnete hassasiyeti yönüyle sahabenin içinde parmakla gösterilen nadide bir insandı Asım. Hz. Ömer halifeliği zamanında bir gece Medine sokaklarında fakir evlerini gezerken sabaha karşı bir evden, kadının birinin kızına; "Süte su koy" dediğini işitti. Kızın da; "Emîr-ül-mü'minîn Hz. Ömer süte su katmayı yasak etti" cevâbını verdiğini ve annesinin "Emîr-ül-mü'minîn nereden bilecek" demesi üzerine de, "O görmüyorsa da Allahü teâlâ görüyor" dediğini işitti. Hz. Ömer bu hâdise üzerine o kızı (Cemile bintü Sabit) araştırıp, oğlu Âsım'a nikâh etti.Bu mübarek evlilikten Tâbiînin büyüklerinden  Adâleti, insâfı ve güzel ahlâkı ile meşhur sekizinci Emevî  halifesi  Hazret-i Ömer’in  torunu. İslâm tarihi ondan ikinci Ömer veya beşinci âdil halife olarak bahsedecek olan Ömer Bin Abdülaziz dünyaya geldi. İslam Halifeliği makamında bulunduğu kısa süre içindeki gidişatı ve kararları ile İslâm tarihinde, ancak ilk dört halife ile kıyaslanır bir hürmet ve muhabbetin mercii oldu. 

Çanakkale’de savaşan ecdat Akif’in ifadesiyle Asım bin sabit gibi ölüsünü dahi teslim etmeyen, Hz. Ömer’in oğlu asımın mübarek evliliği sonucu oluşacak helalı baş tacı yapan haramdan sakınan cihana adaletle hükmeden altın nesil nesli ati(gelecek nesil).
Akif cennet mekân yaşayan kuran, İlk kuran tercüme yazarı, hasbi ruhlu yaşatmak için yaşayan, vatan sevdasıyla yanıp tutuşan dava adamı. Yaşadığı dönem siyasetiyle ters düşmesi sonucu Arnavut diye ötekileştirilen Akif, vatan haini dış güçlerin maşası diyerek milli şairimizi mısıra sürgüne gönderiyorlar. Mısırda sürgün hayatı boyunca memleket hasreti yanında maddi ve manevi sıkıntılar çeken istiklal şairi Beyoğlu’nda mısır apartmanında hayata gözlerini yumuyor. Hiçbir devlet erkânının katılmadığı cenazede Akif’in tabutu lokantadan alınan bayrakla üzeri örtünülerek üniversite öğrencileri tarafından garip bir şekilde Edirnekapı mezarlığına defnediliyor.

Şair Sezai Karakoç’un dediği gibi ‘Büyük insanların ölümleri bir bakıma doğuşlarıdır.’ Kör olası tarih her daim tekerrür yapmak zorunda mısın?


Mustafa TÜRKYILMAZ