Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sezai Karakoç, ‘Büyük insanların ölümleri bir bakıma doğuşlarıdır.’ der. Lise yıllarında ezberlediğimiz Akif cennet mekân Çanakkale şehitlerine yazdığı şiiri Arabistan’ın Necid
çöllerinde kaleme aldığını düşününce insan bir o kadar daha hayretlere
düşüyor. Hiç Çanakkale boğaz harbini görmeden gıyabında Çanakkale
şiirini kaleme alabilmek, orada olanları yaşarcasına tasvir etmek…
Akif cennet mekânının diğer şiirlerde olduğu gibi Çanakkale şiirinde de
bahsettiği bir hayali kahramanı tasavvur edilen bir gençlik portesi
Asım’ı vardır. Peki, kimdir bu asım?
1.si Bedir Kahramanı Asım Bin Sabit
Asım Bin Sabit bedir kahramanı, şanlı süvari, peygamber fedaisi Reci
vakasında gözü dönmüş, oklarla kuşanmış hüzeyl kabilesi teslim olun size
bir şey yapmayacağım der Asım ve arkadaşlarına Asım Müslüman kâfire teslim olmaz mümin izzetle ölmeyi zilletle yaşamaya tercih eder der.
Kâfirle savaşır ve teker teker asım ve arkadaşları şehit edilir sıra
Asıma gelince teslim ol sana bir şey yapmayacağız derler. Asım teslim
olmaz çünkü asımın bir nezri (Adak, Dilek) vardır.
Bedirde müthiş savaşan bu peygamber fedaisi düşmana öyle korku salmış
ki müşrikler asımın başına ödül koymuş ve kafatasıyla şarap içmeye yemin
etmişlerdi ve asım bunu biliyordu. Asım şehit edilince müşrikler yanına
sokulunca mübarek cesedi eşek arılarıyla sarılı görürler ve asımın o
mübarek na’şına erişemezler ve tekrar tekrar erişmek isterler ama
dokunamazlar geceyi beklerler gece bir yağmur yağmurun oluşturduğu sel
Asımın na’şı Allah tarafından kimsenin bilmediği bir meçhule doğru akar
gider.
Mesele Hz. Ömer’e getirildiğinde Hz. Ömer şöyle der asımın nezri (Adak,
Dilek) şuydu Allah’ım ben senin yolunda mücadele edeceğim ama benim
cesedime müşrikilerin eli değmesin der.
Akif cennet makanın dediği gibi
Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
2. si Asımın nesli Ömer Bin Abdülaziz.
Hz. Ömer’in büyük oğlu
sünnete bağlılık dendiği zaman akla ilk o gelirdi. Zühdü, takvası,
ibadet ü taati, inceliği ve sünnete hassasiyeti yönüyle sahabenin içinde
parmakla gösterilen nadide bir insandı Asım. Hz. Ömer halifeliği
zamanında bir gece Medine sokaklarında fakir evlerini gezerken sabaha
karşı bir evden, kadının birinin kızına; "Süte su koy" dediğini işitti.
Kızın da; "Emîr-ül-mü'minîn Hz. Ömer süte su katmayı yasak etti"
cevâbını verdiğini ve annesinin "Emîr-ül-mü'minîn nereden bilecek"
demesi üzerine de, "O görmüyorsa da Allahü teâlâ görüyor"
dediğini işitti. Hz. Ömer bu hâdise üzerine o kızı (Cemile bintü Sabit)
araştırıp, oğlu Âsım'a nikâh etti.Bu mübarek evlilikten Tâbiînin
büyüklerinden Adâleti, insâfı ve güzel ahlâkı ile meşhur sekizinci
Emevî halifesi Hazret-i Ömer’in torunu. İslâm tarihi ondan ikinci
Ömer veya beşinci âdil halife olarak bahsedecek olan Ömer Bin Abdülaziz
dünyaya geldi. İslam Halifeliği makamında bulunduğu kısa süre içindeki
gidişatı ve kararları ile İslâm tarihinde, ancak ilk dört halife ile
kıyaslanır bir hürmet ve muhabbetin mercii oldu.
Çanakkale’de
savaşan ecdat Akif’in ifadesiyle Asım bin sabit gibi ölüsünü dahi
teslim etmeyen, Hz. Ömer’in oğlu asımın mübarek evliliği sonucu oluşacak
helalı baş tacı yapan haramdan sakınan cihana adaletle hükmeden altın
nesil nesli ati(gelecek nesil).
Akif
cennet mekân yaşayan kuran, İlk kuran tercüme yazarı, hasbi ruhlu
yaşatmak için yaşayan, vatan sevdasıyla yanıp tutuşan dava adamı.
Yaşadığı dönem siyasetiyle ters düşmesi sonucu Arnavut diye
ötekileştirilen Akif, vatan haini dış güçlerin maşası diyerek milli
şairimizi mısıra sürgüne gönderiyorlar. Mısırda sürgün hayatı boyunca
memleket hasreti yanında maddi ve manevi sıkıntılar çeken istiklal şairi
Beyoğlu’nda mısır apartmanında hayata gözlerini yumuyor. Hiçbir devlet
erkânının katılmadığı cenazede Akif’in tabutu lokantadan alınan bayrakla
üzeri örtünülerek üniversite öğrencileri tarafından garip bir şekilde
Edirnekapı mezarlığına defnediliyor.
Şair Sezai Karakoç’un dediği gibi ‘Büyük insanların ölümleri bir bakıma doğuşlarıdır.’ Kör olası tarih her daim tekerrür yapmak zorunda mısın?
Mustafa TÜRKYILMAZ
