27 Mayıs 2014 Salı

VAV HALİ ve MUHASEBE

http://www.ofhavadis.com/vav-hali-ve-muhasebe-makale,866.html


Mümin her zaman kendi hal ve hareketlerinin muhasebesini yapmalı nefsiyle savaşıyla da devamlı murakabe içinde olmalıdır. Hz. Ömer’e isnat edilen bir söz vardır hesaba çekilmeden evvel nefsinizi hesaba çekin amelleriniz tartılmadan evvel siz amellerinizi tartın.
Bir rivayete göre, Hz. Ömer (r.a.) her akşam ayaklarını kamçı ile döverek kendi kendine “Ey deve çobanı Ömer bu gün ne yaptın” dermiş.
Şimdiki zamanda o büyük insanların muhasebe anlayışını anlamakta zorluk çekmekteyiz. Peki, Ömer ve Ömer gibi kametlerin bu denli hassasiyetle devamlı muhasebe içinde olmalarının nedeni ne olabilir?
Bu soruyu efendimiz sav. İki hadisi şerifiyle açıklamaya çalışalım.
Birincisi şirk nedir?
Efendimiz (sav) şirki tanımlarken , “şirk, ümmetimin içinde zifiri karanlık gecede simsiyah bir taşın üstünde yürüyen karıncanın ayak seslerinden daha gizlidir” diye buyurmaktadır.
İkincisi Kalp sebatı nedir?
Efendimiz (sav) Ümmi Seleme annemizden rivayetle sıklıkla şöyle dua ettiği söylenir. “Ey kalpleri dilediği tarafa döndüren Allahlım, kalbimi dinin üzere sabitle!”(sabitleyip perçinle)“Ey kalpleri evirip çeviren, kalbimi dinin üzerine sabit kıl!” Yine Ümmi Seleme annemizden rivayetle bu duayı neden bu kadar sık yaptığı efendimize sorduğunda;
Efendimiz sav. Şöyle buyuruyor:
-“Ya Ümmi Seleme, gerçek şu ki insanların, kalpleri Allah’ın iki parmağı arasındadır. Allah dilediğini sebat ettirir, dilediğini de kaydırır."
Efendimiz İsmet sıfatıyla münezzeh olduğu halde, her türlü gizli ve aşikâr hatadan, günahtan uzak olduğu halde kalp sebatı hakkında bu kadar hassas olmasıyla bizlere bir şeyler öğütlemektedir.
Efendimiz dahi bu kadar hassas iken ya bizler acaba aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?
Şimdi günümüzde birileri çıkmış biz olmazsak siz olmazdınız, varlığını bize borçlusunuz, ben yaptım, ben ettim ben eyledim gibi küfürvari şirk kokan kelimeler sarf etmekte haşa ve kella eğer bir şey olmuşsa (hüve –Allah) onun dilemesiyle olmuştur. Aksini düşünmek şirktir küfürdür.
Yapılması en güzel şey İslam Kahramanı Celalettin Herzamşah’ın yaptığı gibi meseleyi asıl sahibine allaha teslim etmek olmalıdır.
Cengiz’in ordusunu pek çok defa mağlup eden Celalettin Harzemşah, harbe giderken, vezirleri ve çevresindekiler ona 'Sen muzaffer olacaksın, Cenabı-ı Hak seni galip edecek.' demişler. Kudretli komutanda şöyle demiş: 'Ben Allah'ın emriyle, cihat yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenabı-ı Hakk'ın işine karışmam; muzaffer etmek veya mağlup etmek O'na aittir. İşte o büyük kumandan, bu teslimiyet sırrını anlamakla çok defa muzaffer olmuştur.
Evet, mesele muzafferiyeti asıl sahibine müsebbibül esbaba (sebeplerin yaratıcısına) Allaha teslim etmektedir.
Bir örnekte Halit Bin Velid’den verelim. Halit, büyük kumandan, Müslüman olmadan önce de, Müslüman olduktan sonra da hiçbir savaşta yenilgi yüzü görmemiş askeri deha Allahın Kılıcı, tarihçiler Halid’den bahsederken tarihin en büyük komutanlarından biri olan Hannibal ancak Halit’in kapısında komutanlık dilenebilir derler.
Halid, Yalancı Peygamberlerle olan mücadeleleri bastırdıktan sonra ardından zekât vermeyen kabileleri sindirdi. Hicri on iki yılında Irak'a İranlılara karşı iki ay gibi kısa bir zamanda İran Sâsânî, ordu­larını bozguna uğratarak Hire'yi ele geçirdi, Fırat çevresini hâkimiyeti altı­na aldı. Yermük Savaşında Bizanslıları bozguna uğrattı. Kudüs'ü kuşattı ve teslim aldı. Bütün Suriye mıntıkası Müslümanların eline geçmesini sağladı.
İslam’a bu denli hizmet eden Halid bin Velid Yermekte İslam Ordusunun kumandanıyken Halife Hazreti Ömer tarafından komutanlıktan azlediyor. Komutanlıktan alınan Halit komutanlıktan alınmanın simgesi olan sarığını boynuna asarak Mekke’ye geliyor.
Halife Hazreti Ömer Halit Medine’ye geldiğinde ona şöyle hitap ediyor “Ya Halit Allah şahit seni çok severim ama halk elde edilen zaferleri senin şahsında buluyordu ama ben biliyorum ki bize bu zaferleri ihsan eden Allah’tır seni halkın şirke girmesine sebep olmandan korktuğum için komutanlıktan azlettim “der.
Evet, Kişi her zaman yaşantısı itibariyle muhasebe ve murakabe içinde olmalı, karıncanın ayak sesinden daha sinsi olan şirk bataklığına düşmemek için devamlı teyakkuz halinde olmalı, doğru yoldan ayrılmamak için devamlı sıratı müstakim yolunda olmalı ve şirke girmeden meseleyi asıl sahibine allaha teslim etme gayreti içinde olmalıdır.
Eğer kişi kul olarak bir şey yapmışsa, yapabilmişse sadece ve sadece Allah’ın lütfuyla yapmıştır. Aksini düşünmek şirktir, küfürdür. Bazen kişi abd olduğunu, topraktan geldiğini unutmakta ana karnındaki Vav durumundan düzeldiğinde kendini Elif sanmakta. Oysaki unutmamak lazım ki ömür dediğin şey iki sala arasından ibarettir.


Mustafa TÜRKYILMAZ
http://mustafaturkyilmaz64.blogspot.com.tr/

7 Mayıs 2014 Çarşamba

KORKMA !

http://www.ofhavadis.com/korkma--makale,854.html


Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

İstiklal Şairimiz Büyük Şair Mehmet Akif ERSOY İstiklal marşını kaleme alırken neden “korkma” emir cümlesiyle başlamıştır? Akif cennet mekânın şiirlerinde hiçbir kelime ait olduğu yer itibariyle sıradan değildir hangi şiirlerini okursanız okuyun sizi bir şekilde kur ’ana asrısaadete götürür.

Akif’i anlamak kur-anı anlamak demek Akif’i anlamak efendimizi anlamak demek Akif’i anlamak asrısaadette sahabeyi anlamak demek.

İslam âlimleri kuranın özeti hükmünde olan Fatiha suresi için Kur’an-ı kerim kaybolsa sadece Fatiha suresi kalsa İslam’ı anlama adına bize Fatiha yeter derler. Nasıl Fatiha suresi kuranın özeti hükmünde ise istiklal marşı da istiklal tarihinin özeti hükmündedir. İstiklal savaşına ait tüm belgeler kaybolsa sadece Akif’in İstiklal Marşı kalsa istiklal tarihini anlamaya bize istiklal marşı yeter artar bile. Evet, Akif’in Kur’an’a olan bağlılığı, efendimize olan aşkını düşündüğümüzde aklımıza efendimiz (sav) Hicreti esnasında Sevr mağarasına sığınma hadisesi gelir.

Hicri 622 yılında müşrikler Efendimiz (sav) ve Sıddık arkadaşı Hz. Ebu Bekir’i hanelerinde bulamayınca fazlasıyla öfkelenir Mekke’nin her tarafını didik didik aramaya ko­yulurlar.  Akabinde bir tellal çağırtıp “Muhammed’i veya Ebu Bekir’i bulup getirene veya öldürene yüz deve veri­riz! fermanını yayınlarlar.

İçlerinde ne kadar hırsız, cani, haydut veya gözü dönmüş var ise, bu ilanı duyunca harekete geçti kimi eline kılıç, ok, mızrak kimi de sopalar alarak Mekke’nin dışına çıkarak, etrafta ko­şuşturmaya efendimiz (sav) ve onun sadık yol arkadaşını aramaya başladılar. Efendimizle Sıddık arkadaşının izlerini buldular ve takip ede ede Sevr dağının eteklerine dayandılar.
             
Müşriklerden bir grup mağaranın önüne kadar gelerek iyice yaklaşmıştı. Hz. Ebu Bekir heyecanlandı, telaşlanarak “Ya Resulüllah! Geldiler!” dedi. Peygamber (sav) sakin bir şekilde Tövbe suresi (Tevbe 9/40)  geçen o müthiş ifadeyle: “Korkma, endişe etme ya Ebu Bekir, Allah bizimle beraberdir” diye cevap verdi.

İşte o anda, Sebepler sükût ettiğinde, çaresizlik tüm çareleri tükettiğinde, artık O’ndan başka hiçbir yardımcının kalmadığı hissedildiğinde, Allah zahirde basit görünen o sebepleri yaratması neticesinde birden, mağaranın önünde örümcekler ağlarını ördü, güvercinler yumurtalarını yaptıkları yuvalara bıraktı.  Mağaranın önüne kadar gelen takipçi müşrik ordusu bu manzarayı görünce; “Bu mağaraya yıllardır hiç kimse gelmiş olamaz!” deyip geri döndüler.

Allah nöbetçi tayin ettiği bir örümcek ve iki yabanî güvercin ile Sevgililerin en sevgilisini müşriklere karşı korumuş oluyordu. Kul tam emniyetle Rabbine teslim olsun da, Rabbi onu rahmeti ile kuşatıp, koruması altına almasın, mümkün müydü bu? Tüm sebepleri elinde bulunan Allah (c.c.), “Rabbim benimle beraber, beni görüyor, beni biliyor teslimiyetine kayıtsız kalır mıydı hiç? Elbette kalmazdı, kalmadı ve kalmayacak da…

Evet, Allah ve resulü Malazgirt’te, Kosova’da, Ridaniyede, İstanbul’un Fethinde, Çanakkale’de, Kurtuluş savaşında hatta Kıbrıs harekâtında hep bu milletle beraberdi.
Akif’inde dediği gibi Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. Evet, tüten o son ocağın kalacağı zaman gelse bile Korkma, endişe etme Allah ve Resulü bizimle beraberdir…

Eğer davamız haksa, hak bir davaya inanıyorsak Korkmaya, endişe etmeye gerek yok çünkü Allah ve resulü bizlerle beraberdir.  Her musibette, her çaresizlikte, ümmetinin derdi ile dertlenen Allah resulü, şefkati ile başımızı okşar ve fısıldar kulağımıza  “Korkma, üzülme, Allah seninle beraberdir!


Mustafa TÜRKYILMAZ