Mümin
her zaman kendi hal ve hareketlerinin muhasebesini yapmalı nefsiyle savaşıyla
da devamlı murakabe içinde olmalıdır. Hz. Ömer’e isnat edilen bir söz vardır hesaba çekilmeden evvel nefsinizi hesaba
çekin amelleriniz tartılmadan evvel siz amellerinizi tartın.
Bir rivayete göre, Hz. Ömer
(r.a.) her akşam ayaklarını kamçı ile döverek kendi kendine “Ey deve çobanı
Ömer bu gün ne yaptın” dermiş.
Şimdiki zamanda
o büyük insanların muhasebe anlayışını anlamakta zorluk çekmekteyiz. Peki, Ömer
ve Ömer gibi kametlerin bu denli hassasiyetle devamlı muhasebe içinde
olmalarının nedeni ne olabilir?
Bu soruyu
efendimiz sav. İki hadisi şerifiyle açıklamaya çalışalım.
Birincisi şirk nedir?
Efendimiz (sav)
şirki tanımlarken , “şirk, ümmetimin içinde zifiri karanlık gecede simsiyah bir
taşın üstünde yürüyen karıncanın ayak seslerinden daha gizlidir” diye
buyurmaktadır.
İkincisi Kalp
sebatı nedir?
Efendimiz (sav) Ümmi
Seleme annemizden rivayetle sıklıkla şöyle dua ettiği söylenir. “Ey kalpleri
dilediği tarafa döndüren Allahlım, kalbimi dinin üzere sabitle!”(sabitleyip
perçinle)“Ey kalpleri evirip çeviren, kalbimi dinin üzerine sabit kıl!” Yine Ümmi Seleme annemizden rivayetle bu duayı neden bu kadar sık yaptığı
efendimize sorduğunda;
Efendimiz sav. Şöyle buyuruyor:
-“Ya Ümmi
Seleme, gerçek şu ki insanların, kalpleri Allah’ın iki parmağı arasındadır. Allah
dilediğini sebat ettirir, dilediğini de kaydırır."
Efendimiz
İsmet sıfatıyla münezzeh olduğu halde, her türlü gizli ve aşikâr hatadan, günahtan
uzak olduğu halde kalp sebatı hakkında bu kadar hassas olmasıyla bizlere bir
şeyler öğütlemektedir.
Efendimiz
dahi bu kadar hassas iken ya bizler acaba aynı hassasiyeti gösterebiliyor
muyuz?
Şimdi
günümüzde birileri çıkmış biz olmazsak siz olmazdınız, varlığını bize borçlusunuz,
ben yaptım, ben ettim ben eyledim gibi küfürvari şirk kokan kelimeler sarf
etmekte haşa ve kella eğer bir şey olmuşsa (hüve –Allah) onun dilemesiyle olmuştur.
Aksini düşünmek şirktir küfürdür.
Yapılması
en güzel şey İslam Kahramanı Celalettin Herzamşah’ın yaptığı gibi
meseleyi asıl sahibine allaha teslim etmek olmalıdır.
Cengiz’in ordusunu pek
çok defa mağlup eden Celalettin Harzemşah, harbe giderken, vezirleri ve
çevresindekiler ona 'Sen muzaffer olacaksın, Cenabı-ı Hak seni galip edecek.'
demişler. Kudretli komutanda şöyle demiş: 'Ben Allah'ın emriyle, cihat yolunda
hareket etmeye vazifedarım, Cenabı-ı Hakk'ın işine karışmam; muzaffer etmek
veya mağlup etmek O'na aittir. İşte o büyük kumandan, bu teslimiyet sırrını
anlamakla çok defa muzaffer olmuştur.
Evet, mesele
muzafferiyeti asıl sahibine müsebbibül esbaba (sebeplerin yaratıcısına) Allaha
teslim etmektedir.
Bir örnekte
Halit Bin Velid’den verelim. Halit, büyük kumandan, Müslüman olmadan
önce de, Müslüman olduktan sonra da hiçbir savaşta yenilgi yüzü görmemiş askeri
deha Allahın Kılıcı, tarihçiler Halid’den bahsederken tarihin en büyük
komutanlarından biri olan Hannibal ancak Halit’in kapısında komutanlık
dilenebilir derler.
Halid, Yalancı
Peygamberlerle olan mücadeleleri bastırdıktan sonra ardından zekât vermeyen kabileleri
sindirdi. Hicri on iki yılında Irak'a İranlılara karşı iki ay gibi kısa bir
zamanda İran Sâsânî, ordularını bozguna uğratarak Hire'yi ele geçirdi, Fırat
çevresini hâkimiyeti altına aldı. Yermük Savaşında Bizanslıları bozguna
uğrattı. Kudüs'ü kuşattı ve teslim aldı. Bütün Suriye mıntıkası Müslümanların
eline geçmesini sağladı.
İslam’a bu denli
hizmet eden Halid bin Velid Yermekte İslam Ordusunun kumandanıyken Halife
Hazreti Ömer tarafından komutanlıktan azlediyor. Komutanlıktan alınan Halit komutanlıktan
alınmanın simgesi olan sarığını boynuna asarak Mekke’ye geliyor.
Halife Hazreti
Ömer Halit Medine’ye geldiğinde ona şöyle hitap ediyor “Ya Halit Allah şahit seni çok severim ama halk elde edilen zaferleri
senin şahsında buluyordu ama ben biliyorum ki bize bu zaferleri ihsan eden
Allah’tır seni halkın şirke girmesine sebep olmandan korktuğum için
komutanlıktan azlettim “der.
Evet, Kişi
her zaman yaşantısı itibariyle muhasebe ve murakabe içinde olmalı, karıncanın
ayak sesinden daha sinsi olan şirk bataklığına düşmemek için devamlı teyakkuz
halinde olmalı, doğru yoldan ayrılmamak için devamlı sıratı müstakim yolunda olmalı
ve şirke girmeden meseleyi asıl sahibine allaha teslim etme gayreti içinde
olmalıdır.
Eğer kişi
kul olarak bir şey yapmışsa, yapabilmişse sadece ve sadece Allah’ın lütfuyla
yapmıştır. Aksini düşünmek şirktir, küfürdür. Bazen kişi abd olduğunu,
topraktan geldiğini unutmakta ana karnındaki Vav durumundan düzeldiğinde
kendini Elif sanmakta. Oysaki unutmamak lazım ki ömür dediğin şey iki sala
arasından ibarettir.
Mustafa TÜRKYILMAZ
http://mustafaturkyilmaz64.blogspot.com.tr/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder